hiperaktivite

Genel Psikiyatri ve Psikiyatrik Hastalıklar

Psikiyatrik Hastalıklarda İlaç Tedavisi

psikiyatride ilaç tedavisiPsikiyatrik hastalıkların tedavisinde kullanılan yöntemleri farmakoterapi ve psikoterapi olarak kabaca ikiye ayırabiliriz. Sıklıkla bu iki tedavi yöntemi birbirine yardımcı olurlar ve birlikte uygulanırlar. Psikiyatride tedavi yöntemleri hızla ilerleme göstermektedir. Yeni ilaçlar çıkmakta ve daha önce yeterince iyileşmeyen hastalar ve hastalıklar için yeni ümitler doğmaktadır.
Psikoterapi, çok geniş anlamda, ruhsal yollarla yardım ve iyileştirme demektir (Öztürk O; Psikanaliz ve Psikoterapi, 2. bası, Evrim Kitabevi, Istanbul 1989). İnsanlık tarihi boyunca büyücüler, şamanlar, din adamları psikoterapinin bazı ilkelerini uygulayagelmişlerdir. Bilimsel anlamda psikoterapi ise oldukça yenidir.
Hekimin hastaya yanaşma biçimi ve tutumuna göre a) bastırıcı, b) destekleyici, c) derinliğine araştırıcı; ruhsal bozukluk anlayışı ve kuramsal çıkış noktasına göre a) psikodinamik temellere dayananlar, b) öğrenme ilkelerine dayanan davranışçı psikoterapi türleri, c) bilişsel psikopatoloji, bilgi işlemleme, sosyal psikoloji ilkelerine dayananlar, d) varoluşçu ve olgu-bilimsel (phenomenologic) temellere dayananlar; sağaltım durumunun biçimi ve yapısına göre: a) bireysel, b) grup, c) psikodrama, d) oyun, e) aile psikoterapisi olarak sınıflandırılabilirler (Öztürk O, Ruh Sağlığı ve Hastalıkları).
Bu bölümde psikiyatride kullanılan ilaç tedavileriyle ilgili birçok konuyu bulabilirsiniz. Psikoterapiler ve ilaç dışı tedavi yöntemleriyle ilgili bilgileri diğer bölümlerde bulabilirsiniz.
Antidepresan tedaviler ne zaman başlanmalı?
En az iki hafta boyunca depresif mizaç ve/veya ilgi istek kaybı devam ettiyse ve diğer tanı kriterleri de karşılanıyor ise ilaç tedavisi düzenlenmelidir. Antidepresan ilaçlar henüz tam olarak bilemediğimiz bir nedenle etkilerini tam olarak bir ay içinde gösterebilirler. İlacın bazı etkileri, örneğin uykuyu ve iştahı düzeltici etkisi, fiziksel olarak canlandırıcı etkisi bir kaç gün içinde ortaya çıkabilse de, moral ve isteksizlik üzerindeki etkileri yaklaşık olarak iki hafta içinde başlar ve bir ay içinde tam olarak görülür.
Hastanın bu nedenle tedavinin başlangıcından sonra sabırsızlık göstermemesi önemlidir. Bir ay içinde istenen düzeyde bir etki elde edilemediği durumda tedavinin aynı dozda ya da aynı ilaçla devam ettirilmesi de tedavide gereksiz uzamalara neden olabilir. Bu nedenle eğer doktorunuz başka türlü önermediyse, ikinci muayene için bir aydan daha çok geciktirilmemesi uygundur. Eğer tam bir fayda görülmediyse, psikiyatristiniz ilacın dozunu arttırabilir, başka bir ilacı tedaviye ekleyebilir ya da tedaviyi tamamen değiştirebilir. Etki yan etki, hastalığın şiddeti, daha önce kullanılmış olan ilaçlar gibi birçok faktör değerlendirilerek tedavi planı yapılır.
↑ Sayfa Başı
Antidepresan ilaçlar ve ilaç seçimi
Günümüzde en sık kullanılan antidepresan ilaçlar Seçici Serotonin Gerialım İnhibitörü (SSRI) grubu dediğimiz ilaçlardır. Bu ilaçların yan etkileri genellikle azdır ve tedavinin ilk haftalarında düzelirler. Bu nedenle günümüzde genellikle ilk sırada tercih edilen antidepresan ilaçlar bu gruptan ilaçlardır. Fluoksetin (Prozac, Depreks, Depset, Florak, Fulsac, Zedprex) ilk SSRI olarak piyasaya çıkmıştır. Daha sonra sertraline (Lustral, Selectra, Seralin, Serdep), fluvoksamin (Faverin), paroksetin (Paxil, Seroxat), citalopram (Cipram, Citol, Citara, Citrex, Eslopram, Relaxol, Vodelax), escitalopram (Cipralex, Citoles, Eslorex) SSRI grubundan ilaçlar olarak kullanıma girmiştir. Daha yeni olan mirtazapine (NaSSA- noradrenerjik ve spesifik serotonerjik antidepressan), reboksetin (NARI- noradrenalin geri alım inhibitörü) ve venlafaxine (SNRI- serotonin noradrenalin geri alım inhibitörü), milnacipran (SNRI) gibi ilaçlar antidepresan tedavide kullanılabilecek ilaçlardır.
Yukarıda saydığımız yeni antidepressan ilaçların yanı sıra 1950 yıllarına kadar geçmişi olan trisiklik antidepresanlar, monoamin oksidaz (MAO) inhibitörleri, atipik antidepresanlar, günümüzde hala tercih edilebilecek diğer antidepresanlar arasındadır. Trisiklik antidepresanlar çok güçlü ilaçlar olmalarına rağmen yan etkilerinin de fazla olması nedeniyle genellikle birinci sırada tercih edilmezler. Ancak önemli olan ilacın yeni icad edilmiş olması değil hastanın ihtiyacıdır. İlaç tercihi hastanın durumuna ve hekimin tecrübesine göre değişiklikler gösterecektir.
Yan etkiler ya da etkisizlik nedeniyle ilacı kesmeği düşünüyorsanız bunu doktorunuzla konuşmanızda fayda var. Daha düşük dozda başlamak ya da farklı bir ilaca geçme düşünülebilir.
SSRI grubundaki ilaçlardan fayda görülmediği durumlarda diğer antidepresanlara geçilebilir, birden fazla antidepresan birlikte kullanılabilir ya da yardımcı tedavilerle antidepresan etki arttırılmaya çalışılabilir. Bu seçenekler doktorunuzun önerisiyle yapılabilecek tedavilerdir.
↑ Sayfa Başı
Çeşitli Antidepresan İlaçlar Hakkında
Efexor (Venlafaxine)
Efexor ağrı tedavisinde kullanılabilir mi?
Efexor etkili bir antidepresandır ve ağrı tedavisinde kullanılabilecek ilaçlardan biridir. Efexor'un migren ağrılarının koruyucu tedavisinde etkili olduğuna dair araştırmalar mevcuttur (Adelman LC, Adelman JU, Von Seggern R, Mannix LK. Venlafaxine extended release (XR) for the prophylaxis of migraine and tension- type headache: A retrospective study in a clinical setting.Headache 2000 Jul- Aug;40(7):572-80).
Yan etkiler: Rüya aktivitesinde artma, terleme eğiliminde artış
Efexor hallüsinasyon yapar mı?
Efexor kullanan pek çok hastam oldu ve şimdiye kadar hallüsinasyon sorunuyla karşılaşmadım. Literatürde venlafaxine’in (Efexor) hızlı kesilmesine bağlı olarak hallüsinasyon görülen çok az vaka mevcuttur (Parker G, Blennerhassett J. Withdrawal reactions associated with venlafaxine.Aust N Z J Psychiatry 1998 Apr;32(2):291- 4.). Bu yan etkiden korkarak iyi tedavi fırsatını kaçırmanız yanlış olur.

Lustral (Sertraline)
Sertralin’in yol açabileceği konsantrasyon güçlüğü, uykusuzluk, uykululuk, uyuşukluk, gerginlik, anksiyete, unutkanlık, duygusal umursamazlık gibi psikiyatrik ve kas krampları ya da kas zayıflığı gibi kas iskelet sistemine ait yan etkiler vardır. Genellikle yan etkilerin çoğuna tolerans (alışma) gelişmektedir. 15 gün yan etkilere vücudun alışması için uzun bir süre değildir. Eğer yan etkiler kullanmayı sürdürmenize engel olacak düzeyde ise tekrar bir uzmanla görüşmenizde fayda var.
İlaç etkileşimi
Lustral’in etken maddesi olan sertralin 5HT-1 antagonistleri, acetaminophen, antihistaminikler/dekonjestan kombinasyonu, buspiron, cimetidine, clozapine, codein, cyproheptadine, dextromethorphan, ergot alkaloidleri, ethanol, flecainide, galantamine, haloperidol, hydrocodone, linozolid, lithium, MAO inhibitörleri, meperidine, metoprolol, mirtazapine, nefazodone, phytoinler, propafenone, propranolol, risperidone, sibutramine, SSRI’lar, thioridazine, tramadol, trazodone, trisiklik antidepresanlar, venlafaxine, warfarin gibi ilaçlarla ve ilaç gruplarıyla birlikte kullanıldığında etkileşebilirler. Bu etkileşimin bir kısmı önemsiz sayılsa da kimi ilaçlarla etkileşim ciddi sonuçlar da doğurabilir.

Prozac (Fluoxetine)
Zedprex (fluoxetine) bağımlılık yapmaz, obsesif kompulsif bozuklukta kullanılabilir, doktor denetiminde kullanılmalıdır, ilacın yan etkileri göze alındığında hastanın fazla zayıf ya da kilolu olması önem kazanabilir.

Cipram (Citalopram)
Cipram’ın birden bırakılmasından sonra ancak hafif önemsiz çekilme belirtileri görülebilir (Markowitz JS, DeVane CL, Liston HL, Montgomery SA. An assessment of selective serotonin reuptake inhibitor discontinuation symptoms with citalopram. Int Clin Psychopharmacol 2000 Nov;15(6):329-33).
Cipram yalnızca depresyon tedavisinde kullanılmaz. Cipram grubundaki ilaçlar sosyal fobinin de içinde bulunduğu anksiyete bozukluğu tedavisinde kullanılan ilaçlardır. Uykusuzluk yapabilir ama her hastada aynı şekilde yan etkiler gelişmeyebilir. Beklenenin tam tersi yan etkiler görülebilir.

Aurorix (Moclobemide)
Moclobemide monoamine oksidaz A’nın geri dönüşümlü inhibitörüdür (RIMA). Yapılmış olan çalışmalarla depresif bozukluklarda etkili olduğu gösterilmiştir. Meta analizler depresyonun akut tedavisinde plasebodan daha etkili olduğunu ve trisiklik antidepresanlar ve SSRI’lar kadar etkili olduğunu göstermektedir. Distimik bozukluk, unipolar ve bipolar depresyonda, reaktif, atipik ve retarde depresyonda da etkili olduğu gösterilmektedir. Bipolar depresyonda diğer antidepresanlardan daha fazla manik kaymak riski yoktur.
Moclobemide’in teröpotik dozu 300 – 600 mg/gün’dür. Günde iki ya da üç dozda alınabilir.
Sosyal anksiyete bozukluğu ve panik bozuklukta da etkili olduğu gösterilmiştir.
Yan etkileri:
Baş dönmesi, bulantı ve uykusuzluk görülebilir.
Antikolinerjik ve antihistaminik yan etkileri ihmal edilebilir düzeydedir. Bu nedenle trisiklik antidepresanlardan daha kolay tolere edilir.
Gastrointestinal yan etkileri ve özellikle cinsel disfonksiyon yan etkileri SSRI’lardan daha az görülür.
Irreversible MAO-inhibitörlerine göre Tiramin içeren yiyeceklerle hipertansif kriz riski dolayısıyla diyet kısıtlamasına gerek yoktur. Ancak 900mg/gün üzerindeki dozlarda tiramin içeren yiyeceklerle etkileşebilir.
Tekrarlayan dozlardan sonra Biyoyararlanımı yüzde yüze yakındır.
Terapötik dozlarda psikomotor performans, bilişsel işlevler ve kardiyovasküler sistem üzerindeki yan etkisi yoktur.
Yan etkilerinin azlığı nedeniyle özellikle yaşlı hastalarda tercih edilebilecek bir antidepresandır.
Karaciğer enzimlerinden CYP2C19’nin substratıdır. CYP1A2, CYP2C19 ve CYP2D6’nin inhibitörüdür. Klinik olarak önemli ilaç etkileşimi rapor edilmemiştir.
Aşırı dozlarda göreceli olarak güvenilirdir.
Kısa yarılanma ömrü nedeniyle 24 saat içinde başka bir ilaca geçiş yapılabilir.
Böbrek disfonksiyonu olan hastalarda doz ayarlaması gerekmez.
Karaciğer yetmezliği olanlarda ise dozun azaltılması gerekir.
Hayvan çalışmalarına dayanılarak pethidine ya da dextropropoxyphene ile kombinasyonundan kaçınılmalıdır.
Kilo alımına ya da epileptik nöbete yol açmaz.
Preklinik çalışmalar antikonvülsan özelliği olabileceğini göstermektedir.
Fluoksetine bağlı cinsel fonksiyon bozukluğu gelişen hastalarda antidepresan olarak moclobemid kullanılabilir.
Sağlıklı kişilerde 3 hafta boyunca 300 mg moclobemid ya da plasebo verilen bir araştırmada cinsel istek ve işlev açısından moclobemid ve plasebo arasında bir fark bulunamamıştır. (Kennedy SH, Ralevski E, Davis C, Neitzert C. The effects of moclobemide on sexual desire and function in healthy volunteers. Eur Neuropsychopharmacol 1996 Aug;6(3):177-81.)
Moclobemid migren profilaksisinde ve kronik ağrı bozukluğunda kullanılabilir.
Moclobemide ilk olarak antibiotik olarak üretilmiştir. Antikolinerjik olmadığı için önce antidepresan özelliği olmadığı düşünülmüş, antipsikotik olabileceği düşünülürken MAO-A’nin geri dönüşümlü inhibitörü olduğu keşfedilmiştir. 1977 yılında klinik çalışmalarına başlanmıştır. Önce latin amerika ve avusturya’da yapılan çok merkezli çift kör çalışmalar yapılmıştır. Daha sonraki çalışmalarla depresyon alt tiplerinden bağımsız olarak etkin olduğu gösterilmiştir.
440 fluoksetin ve 437 moklobemid kullanımını içeren verilerin meta analizinde bu iki antidepresan arasındaki biyokimyasal ve farmakolojik farklılıklara rağmen genel etkinlik, etkinliğin zamanlaması açılarından benzer bulunmuştur. Hastaların çoğunluğunda ilk iki hafta içinde etkinlik ortaya çıkmaya başlamış ve bu etki 6 hafta sonraki sonuç açısından öngörücü olduğu gösterilmiştir.
Dikkat: Fluoxetin, paroksetin, sertralin ve klomipramin beyindeki serotonin konsantrasyonunu arttırırlar. Serotonin MAO-A tarafından metabolize edilir ve selektif olan ya da olmayan MAO-A inhibitörleriyle konsantrasyonu artacaktır. Serotonerjik bir antidepresan ile MAO inhibitörü bir ilacın kombinasyonu “serotonin sendrom” denilen duruma yol açacağından dolayı kontraendikedir. Serotonin sendromu ajitasyon, deliryum, hipertonisite, nöbetler, hiperpreksi, kalp atım ve solunum hızlarında artmayla karakterize bir tablodur. Kan basıncı genellikle artmaz ama koma ve hatta ölümle sonuçlanabilir. Moklobemid ve SSRI’ların yüksek dozlarıyla 5 ölüm bildirilmiştir. Teröpotik dozlarda bu etkileşimin olacağına dair delil yoktur.
Moklobemid kısa yarılanma ömrü nedeniyle 24 saat içinde etkinliğini kaybeder. Bu nedenle moklobemid kesildikten 24-48 saat sonra SSRI’ya geçiş yapılabilir. SSRI’ların ise yarılanma ömrü daha uzun sürdüğünden dolayı, SSRI’lardan moklobemide’e geçiş yaparken daha uzun süre beklemek gerekecektir. SSRI’dan moklobemide geçerken en uzun yarılanma ömrünün 5 katı bir süre beklemek gerektiği söylenmektedir. Pratikte ise özellikle SSRI dozu yüksek değilse, dikkatli izlem ile daha kısa bir süre de yeterli olacaktır. Trisiklik antidepresanlar da SSRI’larda olduğu gibi moclobemid kesildikten 24- 48 saat sonra başlanabilir.
Clomipramin ya da SSRI gibi başka bir antidepresanla kombine edilebileceğine dair yayınlar da vardır. (Joffe RT, Bakish D. Combined SSRI- moclobemide treatment of psychiatric illness. J Clin Psychiatry 1994 Jan;55(1):24-5.) (Ebert D, Albert R, May A, Stosiek I, Kaschka W. Combined SSRI-RIMA treatment in refractory depression. Safety data and efficacy. Psychopharmacology (Berl) 1995 Jun;119(3):342-4.) Başka ilaçlara yanıt alınamadığında bir seçenek olarak bu kombinasyon akılda tutulmalıdır. Bu kombinasyonlarda serotonin sendromu riski olduğundan dolayı doz titre edilmeli hasta dikkatli izlenmelidir.
Modiodal'in Bipolar depresyonda kullanımı
“Modiodal bipolar bozukluktaki depresyonda kullanılabilir mi?”
Modiodal yani modafinil depresyondaki enerji yokluğunun ya da uyku fazlalığının tedavisi için kullanılabilir. Bipolar bozukluğun depresyonunda antidepresan ve uyarıcı ilaçların manik atağı tetiklemesinden korkulur. Bipolar depresyonlu bir kaç vakada modafinil ile manik kayma olduğu yönünde olgu sunumları olmakla birlikte başka bir araştırmada hiç bir bipolar depresyon hastasında manik kayma olmadığı söylenmiştir.
(Nasr S, Wendt B, Steiner K. Absence of mood switch with and tolerance to modafinil: a replication study from a large private practice. J Affect Disord. 2006 Oct;95(1- 3):111-4. Epub 2006 Jun 5.) Bu durumda muhakkak dikkatli olmak şartıyla ve elbette yalnızca doktorunuz önerdiği takdirde kullanılabileceği söylenebilir.

↑ Sayfa Başı
Antidepresan ilaçlar etkisini zamanla yitirir mi?
Antidepresanlara karşı bağışıklık kazanılıp kazanılmadığı bu ilaçları kullananların sıkça sordukları bir sorudur. Antidepresan ilaçların depresyon üzerine etkilerine tolerans gelişmez. İlk zamanlarda var olan etkinin zaman içinde kaybolması “yardım alıyor olmanın”, diğer bir ifadeyle destekten faydalanıyor olabileceğinizi düşündürüyor. Yani başlangıçtaki etki aslında ilaçların değil bir uzmanla yaptığınız görüşmenin etkisi olabilir. Uzmanla görüşülmediğinde tekrar eski duruma dönüş olabilir ve kişi ilaçların etkisinin kalmadığını düşünebilir. Diğer bir ihtimal de antidepresan ilaçların vücutta emilim ve dağılımlarıyla ilgili olarak Antidepresan ilaçların zamanla etkinliğini yitirip yitirmediği meselesidir. Bu konuda kesin bir bilgi bugün itibariyle malesef yoktur. Geçirilen atak sayısı arttıkça atakların tedaviye direncinin arttığı düşünülmektedir. Buna sebep olan şeyin ilaçların etkinliğinin azalmasından ziyade depresyon atakları sonucunda beyindeki biyokimyasal maddelerdeki (nörotransmitterler) kalıcı değişikler olduğu düşünülmektedir. Tedavinin etkisini kaybetmesinin bir nedeni de başka bir sorun nedeniyle ya da depresyona neden olabilecek örneğin diabet gibi tıbbi bir durumun varlığına bağlı olarak tedaviye direncin gelişmesidir. Bu olasılıklar ancak bütün tedavinin ve tıbbi durumun detaylı incelemesiyle dışlanabilir.
↑ Sayfa Başı
Antidepresanlar bağımlılık yapar mı?
Hayır, antidepresan ilaçlar bağımlılık yapmaz. Bazı ilaçların özellikle uzun süre kullanıldığında hızlı kesilmesi durumunda çekilme belirtisi dediğimiz sersemlik, grip benzeri bir fiziksel rahatsızlık meydana gelebilir. Bu durumu bağımlılıkla karıştırmamak gerekir. Eğer çekilme belirtisi olursa ilacın yavaş kesilmesi, ya da gerekli olursa başka bir ilacın desteğiyle azaltılarak kesilmesi mümkündür.
↑ Sayfa Başı
Birden fazla antidepresan birlikte kullanılabilir mi?
Evet, birden fazla antidepresanın birlikte kullanılması yaygın bir uygulamadır. Eğer farklı antidepresanların etkilerine ihtiyaç duyuluyorsa, örneğin uyku ve iştah üzerine etkileri, canlandırıcı etkileri vs gibi, birden fazla antidepresan birlikte reçete edilebilir. Bazen tek bir antidepresanın yeterli olmadığı durumlarda kombine tedavilere, farklı kimyasal özelliklere sahip ilaçların bir arada kullanılması yoluna başvurulabilir.
↑ Sayfa Başı
Antidepresan ilaçların kan düzeyinin kontrol edilmesi gerekli midir?
Antidepresan tedavisinde ilaç kan düzeyine bakılması genellikle gerekli değildir. Eğer bir araştırma kapsamında hasta izleniyorsa kan düzeylerine bakılabilir ancak antidepresan kan düzeyleri ülkemizde rutin olarak bakılmamaktadır. Bazı hastalarda alınan normal dozda alınmasına rağmen kanda istenilen düzeye ulaşmaması (biyoyararlanımla ilgili sorunlar) nedeniyle tedaviye dirençli durumlar ortaya çıkabilir. Bu durumda da kan düzeyine bakılması şart değildir. Günlük ilaç dozunun arttırılarak tedaviye devam edilmesiyle sorun giderilebilir. Önemli olan doktorunuza düzenli olarak kontrollere gitmenizdir.
↑ Sayfa Başı
Antidepresan ilaçların başka ilaçlarla ve alkolle birlikte kullanımı
Antidepresan kullanıyorsanız ve başka bir hastalığınız nedeniyle ilaç kullanmanız gerekirse, antidepresan ilaç kullandığınızı doktorunuza söyleyiniz. Tek başına kullanıldığında güvenli olan bazı ilaçlar birlikte kullanıldığında birbirinin kan düzeyini etkileyerek ya da kimyasal olarak etkileşim göstererek etkiyi arttırabilir, azaltalabilir ya da yan etkilerini arttırabilir.
Alkol zaten kullanılıyorsa antidepresan ilaçlarla birlikte kullanılmamasında fayda vardır. Mutlaka içilecekse miktar azaltılmalıdır.
↑ Sayfa Başı
İlaçların istenmeyen etkileri (yan etkileri)
Antidepresan ilaçların bazı yan etkilerine değinmek istiyoruz. Ancak burada görebileceğiniz yan etkiler ne tam bir listedir ne de her zaman görülürler. Hemen her ilaç yan etki yapabilir. Bakkaldan alıp kullanılan aspirin bile mide kanaması ve ölüme yol açabilir. Diğer ilginç bir bilgi de ilaç araştırmaları sırasında kullanılan plasebo yani yalancı ilaç (içinde aslında ilaç olmayan boş kapsül) kullanırken bile bazı hastalar yan etki yaşadıklarını söylemişlerdir. Yalancı ilaçla hastalığının düzeldiğini söyleyenler olduğu gibi yan etki yaşadığını söyleyen hastalar bile olabiliyor. Uzun bir yan etki listesine rağmen bazı yan etkiler yüz bazıları bin hastadan bir tanesinde görülür. Üstelik ilaç yan etkilerinin çoğu geçicidir. Bitkisel ilaçların bile yan etkisi olduğu düşünülürse prospektüsleri okuyup yan etkiler konusunda kaygılanmak yersizdir. Yapılması gereken istenmeyen bir yan etki olduğunda doktorunuzla görüşmektir.
Aşırı duyarlılığa bağlı ilaç reaksiyonları
Herhangi bir ilaçla bütün vücudu kaplayan deri döküntüleri görülebilir. Yapılması gereken doktorunuz tarafından ilacın kesilip, kimyasal açıdan farklı uygun bir ilaçla tedaviye devam edilmesidir.
Lityum tedavi sırasında deri döküntüsü veya saç dökülmesi gürülen ve bu nedenle ilacın kesildiği durumlarda bir iki ay sonra Lityum tedavisi tekrar başlanılabilir. Saç dökülmesi ve deri döküntüsü tekrar etmeyebilir.
Trisiklik antidepresanların kullanımında karaciğer fonksiyon bozukluğu görülebilir, seyrek görülen bir yan etkidir. Ateş, titreme, bulantı, karın ağrısı ve bulantı gibi prodrom belirtilerini bir kaç gün içinde gelişen kaşıntı ve sarılık izler. Daha önceden bulunan bir karaciğer hastalığı kolestatik sarılık olasığını arttırmaz. Büyük ihtimalle allerjik bir durumdur. Tedavi öncesi rutin karaciğer fonksiyon testleri şart değildir ancak ileride referans olması açısından faydalı olabilir. Siklik antidepresanlarla kanda Alkalan fosfataz ve transaminaz değerleri hafif yükselebilir, ilaç kesilmesine gerek yoktur, periodik karaciğer fonksiyon testleri yapılır. Özellikle bipolar bozukluktaki depresyonda kullanılabilecek olan valproat tedavisinde önce bir iki haftada bir, sonra bir iki ayda bir bilirubin, alkalan fosfataz ve SGOT testleri yapılmalıdır.
İlaçların yapısal benzerliklerini veya farklılıklarının bilinmesi klinisyenin bir ölçüde hastanın yeni bir ilaca cevabını önceden tahmin edebilmesini sağlar. Farmakolojik profil ve kimyasal yapı- etki ilişkisinin bilinmesi hangi psikotrop ilacın seçileceğinde yol göstereceği gibi daha önce şiddetli yan etki görüldüğü durumlarda yeni ilacın yan etkilerini kestirebilmemizi sağlar.

Antikolinerjik yan etkiler
Ağız kuruluğu, bulanık görme, taşikardi, azalmış veya artmış terleme, kabızlık, idrar tutukluğu, merkezi sinir sistemine etkileri (konfüzyon, konuşma bozukluğu, oryantasyon bozukluğu, delirium, hallusinasyon, varolan psikotik bulguların artması)
Siklik antidepresan ilaçların ve antipsikotiklerin kolinerjik blokaj yapıcı etkileri vardır. Yaşlılar, minimal de olsa organik beyin disfonksiyonu olanlar antikolinerjik yan etkilere hassastır. Dar açılı glokom hastaları düşük antikolinerjik yan etkisi olan ilaçlar kullanmalıdır ve periyodik olarak göz içi basıncı ölçülmelidir.
Benztropine ve trihexiphenidyl gibi anti parkinson ilaçların kuvvetli antikolinerjik yanetkileri vardır.
Yaşlılar, minimal de olsa organik beyin disfonksiyonu olanlar antikolinerjik yan etkilere hassastır.
Santral sinir sistemi yan etkileri ortaya çıktığında fizostigmin testi yapılabilir. Fizostigmin verildikten 15- 20 dakika sonra belirtiler ortadan kalkarsa ilaca bağlı yan etki olduğu anlaşılır. Kardiak hastalığı olanlar fizostigmin ile bradikardi, geçici sinüs arresti gibi yan etkiler gösterebilirler. Özellikle astımı olanların fizostigmin ile bronkospazm geçirebilirler.
Antikolinerjik yan etkiler: Ağız kuruluğu, bulanık görme, taşikardi, azalmış veya artmış terleme, kabızlık, idrar tutukluğu, merkezi sinir sistemine etkileri (konfüzyon, konuşma bozukluğu, oryantasyon bozukluğu, delirium, hallusinasyon, varolan psikotik bulguların artması)
Çok
Orta
Az
Antidepresanlar
Amitriptyline
İmipramine
Trimipamine
Doxepin
Trazodone
Amoxapine
Maprotine
Desipramine
Nöroleptik
Clozapine
Thioridazine
Mesoridazine
Chlorpromazine
Loxapine
Trifluoperazine
Thiothixine
Haloperidol
Ağız kuruluğu için azar azar su içmek, şekersiz sakız çiğnemek faydalı olabilir. Ağız temizliğine dikkat edilmelidir.
Kabızlık için meyve sebze gibi lifli besinler diyete eklenmelidir.
İdrar boşaltma güçlük belirginse ve ağrılıysa doktoruzla görüşün.
Bulanık görme genelde kısa süre içinde düzelir ve gözlük kullanmayı gerektirmez.
Baş dönmesi varsa, yataktan ya da sandalyeden yavaş kalkılmalıdır.

Santral sinir sistemi depresyonu
Trisiklik antidepresanların sakinleştirici (sedatif) etkileri vardır. Antidepresanlar ve antipsikotikler barbitüratlar veya alkol kadar yatıştırma yapmazlar. Çok yüksek dozlarda alındığında benzodiazepinler (Nervium, Xanax gibi yeşil reçeteye tabii ilaçlar) ciddi merkezi sinir sistemi baskılaması yapabildikleri gibi solunum baskılaması da yapabilirler.
Haloperidolun sedasyon yapıcı etkisi düşük olsa da yüksek dozda alındığında orta derecede sedasyon yapar.
Antidepresanlar ve antipsikotikler barbitüratlar veya alkol kadar sedasyon yapmazlar. Çok yüksek dozlarda alındığında benzodiazepinler ciddi CNS depresyonu yapabildikleri gibi solunum depresyonu da yapabilirler.
Diazepam’ın ortalama dozda kullanımından sonra, aniden kesildiğinde delirium, epileptik nöbet ve ateş gibi çekilme belirtileri görülebilir. Benzodiazepin kullanan bir hastanın bağımlı olup olmadığını anlamak için pentobarbital tolerans testi yapılır. Bağımlılık varsa azaltılarak kesilir.
Lityum zehirlenmesinde (intoksikasyon) de yönelimin bozulması, nerede olduğunu ya da zamanı bilememe, şaşkınlık ve kafa karışıklığı (konfüzyon), deliryum ve epileptik nöbetler görülebilir. Bazılarının lityuma diğerlerinden daha hassas olduğu ve merkezi sinir sistemi zehirlenmesi ve kalpte ritim bozukluklarının (kardiak aritmileri), kan düzeyi 1 mEq/L’den düşük dozda bile ortaya çıkabileceği unutulmamalıdır.
Bupropion ve SSRI grubundan ilaçlar uykululuk ve yorgunluk yapsalar da merkezi sinir sistemi zehirlenmesi yapmazlar.
Fluoxetin, fluvoxamine, paroxetin karaciğerdeki citokrom p-450 denilen enzimi baskılarlar. Bu SSRI ilaçlarla birlikte benzodiazepin, barbitürat, siklik antidepresan kullanıldığında bunların sakinleştirici veya merkezi sinir sistemini baskılayıcı etkisi artar.
Bupropion, fluoxetine, sertraline, venlafaxine ilaçların antikolinerjik yan etkileri yoktur.
Paroxetine, fluvoxamine ilaçlarının zayıf antikolinerjik yan etkileri vardır.
Santral sinir sistemi depresyonu (sedasyon)
Çok
Orta
Az
Antidepresanlar
Amitriptyline
Trazodone
Doxepine
Maprotiline
İmipramine
Desipramine
Amoxapine
Protriptyline
Antipsikotikler
Clozapine
Chlorpromazine
Mezoridazine
Thioridazine
Haloperidol
Trifluoperazine (Piperazine phenotiazine)

Adrenerjik yan etkiler
Trisiklikler norepinefrin geri alımını inhibe ederler bazı hastalarda psikotik semptomların artmasına yol açar; klonidine ve guanethidine gibi antihipertansif ilaçların hipotansif etkisini bloke eder. Bununla birlikte antikolinerjik yan etkiler atrial ve ventriküler erken vurular gibi kardiak aritmilere yol açabilir veya arttırabilir.
MAO-inhibitörleri postural hipotansiyon yapabilir. Tiramin adı verilen maddeden zengin yiyeceklerle (peynir, bira, kırmızı şarap), phenylethylamine içeren ilaçlarla (stimülanlar, dekonjestanlar) alındığında yüksek tansiyon (hipertansif kriz) gelişebilir.
Antipsikotiklerin alfa-adrenerjik blokaj yapıcı etkileri vardır. Periferal vazodilatasyon, total periferal dirençte düşme ve kan basıncında düşme yapabilirler. Klorpromazin, klozapin, thioridazine ve mesoridazine en çok hipotansif reaksiyon yapanlar. Birden çok antipsikotiğin kombinasyonu hipotansiyon riskini arttırır. İM haloperidol’ü takiben İM klorpromazin yapıldığında hipotansiyon krizi fazladır. Bu nedenle tek bir ilaçla başlayıp dozu yavaş arttırmalı ve bir antipsikotikten diğerine sık ve tekrarlayan geçişlerden sakınılmalıdır.

Kardiovasküler yan etkiler
MAOI’leri ile postüral hipotansiyon geliştiğinde yan etki geçinceye kadar doz azaltığında terapotik etki devam edebileceği gibi etkisi kalmayabilir de.
Günlük tuz alımının arttırılması, triiodothyronine (25 mg/gün), thyroxine (100- 200 mg/gün), fludrocortisone (0.1-0.2 mg/gün) hipotansiyonu azaltmak veya ortadan kaldırmak için kullanılabilir. Metilfenidat MAOI bağlı hipotansiyon için kullanılabilir ama yüksek tansiyon riski taşır.
Siklik antidepresanlar direk çevresel damarlardaki gevşetici (vazodilatatör) etkileriyle tansiyon düşmesi (hipotansiyon) yaparlar. Antidepresanlardan amoxapine, maprotiline, nortriptyline diğer trisikliklerden daha az hipotansif krize yol açarlar. Bölünmüş dozlarda vermek, diğer bir antidepresana geçmek, doz azaltmak, tiroid hormonları vermek başvurulacak yollardır.
Trisiklik antidepresanlar otonom sinir sistemi üzerinde etki ederek kalpte ritm bozukluğu yapabilirler.
Amoxapine, maprotiline, trazodon gibi antidepresanlar da kariak ritim, ileti ve hızı etkileyebilirler.
Trazodon önceden kardiak toksisitesi olmadığı düşünülse de ciddi ventriküler aritmiler gelişebileceği bildirilmiştir.
Bupropion, fluoxetine, fluvoxamine, paroxetine, setraline, venlafaxine klinik açıdan ciddi kalp veya damarsal yan etkileri yoktur. Bu ilaçların alfa adrenerjik antagonistik etkileri yoktur ve postüral hipotansiyon (hızlı ayağa kalkınca tansiyonun düşmesi) yapmazlar. Kardiak hız, ileti ve kasılma üzerinde de etkileri yoktur. Quinidine benzeri etkileri olmadığından aritmojenik veya antiaritmik etkileri yoktur. Ancak bu SSRI grubu ilaçların siklik antidepresanların metabolizmalarını inhibe etmeleri sonucunda kardiak toksisitelerini arttırabilirler.
Amitriptilin, imipramine ve thioridazine gibi benzer ilaçlar quinidine benzeri etki ederler ve atrial, ventriküler erken vurular azalır. Quinidine benzeri etki daha çok tedavinin bir kaç haftasından sonra ortaya çıkar. Kullanımın ilk günlerinde bu ilaçların aritmojenik etkileri ön plandadır. Quinidine ve procainamide gibi antiaritmiklerle birlikte kullanıldıklarında etkilerini arttırırlar.
Trisiklikler myokard depresyonu ve kardiak çıkışta azalmaya ve konjestif kalp yetmezliğine yol açabilirler. Myokard hastalığı olup trisiklik kullanması gerekenler periodik olarak fizik muayeneden geçirilmelidirler.
Amitiriptiline, imipramine, trazodon periferal ödem yapabilir. Periferal ödem gelişmekte olan kalp yetmezliği belirtisi olabileceği gibi kapiller geçirgenliğin artması sonucu da olabilir.
EEG'de PR aralığında uzama, QRS komplexinde genişleme, nonspesifik ST ve T değişiklikleri trisikliklerle görülebilir. İlacın kesilmesiyle bu EKG değişiklikleri geriye döner. Nortiriptiline kardiak ileti üzerine etkileri azdır.
Antipsikotiklerle ortaya çıkan EKG değişiklikleri myokardial hastalığın gelişeceği anlamına gelmez.
Fenotiazinlerle görülen EKG değişiklikleri myokard iskemisine benzer. T çökmesi, genişlemesi, çentikleşmesi, ters dönmesi, düzleşmesi, U dalgasının meydana çıkması, QT aralığının uzaması gibi.
Haloperidol ile kardiak fonksiyon değişiklikleri veya EKG anomalileri bildirilmemiştir.
Hipotansif kriz
En çok
En az
klorpromazin,
klozapin,
thioridazine,
mesoridazine
haloperidol,
trifluoperazine,
fluphenazine

Psikotrop ilaçların EEG ve Konvulsif etkileri
Klorpromazine ve diğer fenotiazinler epileptik eşiği düşürürler. Thioridazin epileptik eşiği en az düşürür. Haloperidol ve thioridazin konvülsif hastalığı olanlarda en güvenli nöroleptiklerdir. Klozapin doza bağlı olarak, nöroleptikler içinde epileptik nöbete en çok yol açan ilaçtır. 300 mg/gün dozda %1-2, 300-600 mg’da %3-4, 600-900mg dozda %5 risk vardır. Klozapinle konvülzyon gelişirse doz düşürülmeli, antikonvülsanlar eklenmeli veya ilaç stoplanmalıdır.
Siklik antidepresanların hiç birisi konvülsyonlara yol açma açısından tamamen güvenli değildir. Klomipramin’le risk en fazladır. Daha önceden kafa travması veya konvülsif hastalığı olanlarda kullanılmamalıdır. Maprotilin diğer antidepresanların çoğundan daha fazla epileptik nöbet yapma potansiyeli olan bir ilaçtır. Lityum intoksikasyonunun belirtilerinden birisi nöbettir.

Kolestatik sarılık
Trisiklikler ve fenotiyazinlerin kullanımında görülebilir, seyrektir
Klorpromazin en sık yol açar (%1), tipik olarak terapinin ilk bir kaç ayında görülür
Ateş, titreme, bulantı, karın ağrısı ve bulantı gibi prodrom belirtilerini bir kaç gün içinde gelişen kaşıntı ve sarılık izler
Serum alkalin fosfataz ve konjuge bilirübin yükselir, hepatosellüler sarılıktaki gibi transaminazlar yükselmez
Daha önceden bulunan bir karaciğer hastalığı kolestatik sarılık olasığını arttırmaz
Büyük ihtimalle allerjik bir durumdur, bazı araştırmacılar klorpromazinin karaciğere direk toksik etkisi olduğunu ileri sürerler
Klorpromazinle gelişen kolestatik sarılık sınırlı ve iyi prognozludur, ilaç kesilir, haloperidol gibi kimyasal açıdan farklı bir ilaçla tedaviye devam edilir.
Tedavi öncesi rutin KCFT gereksizdir.
Karaciğer hastalığı veya hepatit varsa klorpromazin kullanılmamalıdır.
Siklik antidepresanlarla AP ve transaminaz hafif yükselebilir, ilaç kesilmesine gerek yoktur, periodik KCFT yapılır.
Karbamazepin, valproat tedavisinde önce bir iki haftada bir, sonra bir iki ayda bir bilirubin, AP, SGOT bakılmalıdır.
Phenelzine, valproat, karbamazepin seyrek olarak hepatotoksisite yapabilir, ilaç kesilmeli ve KCFT periodik olarak yapılmalıdır.

Hematolojik anormallikler
Lökopeni, agranülositoz seyrek olarak görülür.
Lökopeni selimdir, ilaç kesildikten sonra kısa süre içinde normale döner.
Agranülositozda %20-50 mortalite (ilaç kesildikten sonra bile).
Karbamazepin ile lökopeni, anemi, trombositopeni seyrek de olsa görülebilir, agranülositoz seyrektir.
Klozapin, karbamazepin, valproat kullanımında periodik Lab gereklidir.
Klozapin kullanımında WBC 3000, granülositler 1500’ün altına düştüğünde ilaç kesilmelidir. WBC 2000, granülosit 1000’in altına düştüğünde, izolasyon, hematolojik inceleme ve enfeksiyonun tedavisi gereklidir. Mekanizma kesin değil fakat, bazı metaboliklerin kemik iliği stem hücrelerde muhtemelen immun yolla toksik etkisi olduğu düşünülüyor.

Serotonin sendromu
Serotoninerjik antidepresanlar ile L-triptofan veya MAOI birlikte kullanımı sonucu gelişir. Konfüzyon, oryantasyon bozukluğu, manik veya hipomanik semptomlar vardır.

Lityum nöroleptik sendromları
Haloperidol ve lityum kullanan hastalarda lökositoz, ateş, letarji, konfüzyon, extrapiramidal ve serebellar disfonksiyon ile seyreden bir sendrom tanımlanmıştır. Daha sonra bu tablonun viral ensefalomyelit tablosu olduğu düşünülmüştür.

Endoktrin, metabolik ve iştah üzerine etkileri
Nöroleptikler prolaktin salınımını attırır. Bu mekanizmayla fenotiazinler jinekomasti ve galaktoreye yol açar. Haloperidol en kuvvetli dopamin antagonisti olduğu halde thioridazine ve klorpromazine’den daha az prolaktin artışına yol açar. Amantadin, jinekomasti, galaktore, göğüste gerginlik, libido azalması ve amenore gibi prolaktinin etkilerini tedavi etmede etkilidir.
Klorpromazine adrenokortikosteroidlerin salınımını azaltır, bazı prediabetik hastalarda glukoz toleransını ve insülüin salınımını azaltır.
İştah artışı, karbondidrat aşermesinin artışı ve kilo alımı pek çok psikotrop ilacın yan etkisidir. Klorpromazine, thioridazine ve klozapin bu etkileri en fazla olanlardır. Serotonin antogonizmasının sebep olmaktadır.
Amitriptiline, imipramine en çok; desipramin, amoxapine, trazodone daha az iştah ve kilo artışına yol açar.
MAOI’den Phenelzine iştah ve kilo alımına yol açmaz. Tranylcypromine kilo kaybına yol açabilir.
SSRI yüksek dozlarda iştah ve kilo kaybına yol açarken terapotik dozlarda genellikle etkili olmazlar. Olağan terapotik dozlarda kilo kaybına en çok yol açan antidepredan bupropion'dur.

Antidepresan ilaçların cinsel işlev üzerine etkileri
Cipram’ın da içinde bulunduğu SSRI grubu ilaçlar cinsel fonksiyon bozukluklarına yol açabilirler ancak depresyon söz konusu ise ereksiyon problemi depresyonunuzla da ilişkili olabilir. Depresyonun tedavisi ilk planda düşünülmelidir. Eğer erektil fonksiyon bozukluğu depresyonun öncesine uzanıyorsa bu durumu da dikkate alarak ilaç seçimi yapılsa iyi olur. Cipram erken boşalmayı düzeltebilir ama ereksiyon problemini de arttırabilir. Arttırabilir diyorum, her yan etki her hastada görülmez.
İntoksikasyon olmadığında Lityum, seksüel fonksiyon üzerine çok az etki eder veya hiç etki etmez.
Trisiklikler libidoyu genellikle etkilemezler. Ereksiyon ve ejakülasyon fonksiyonlarını doza bağlı olarak azaltırlar, kadında orgazm yoğunluğunu azaltırlar.
MAOI kadında ve erkekte libidoyu etkilemezler, ereksiyonun sertliğini azaltır, ejakülasyon yeteneğini azaltır, erkek ve kadında orgazmı azaltırlar.
SSRI’ların en belirgin etkisi heyecanı azaltmaları, ereksiyon ve ejakülasyonu azaltmaları ve kadında orgazmı inhibe etmeleridir. Bu etkileri genellikle doza bağlı olmakla birlikte çok düşük dozlarda da ortaya çıkabilir.
SSRI’lara bağlı seksüel disfonksiyonda pekçokları serotonin antogonisti olan siproheptadini önermekle birlikte yazar antidepresan etkisini engelleyebileceğini bu nedenle önermediğini söylüyor.
Yohimbin başarıyla kullanılmakla birlikte anksiyeye yol açabilir.
Cinsel problemler genellikle hekimlerin de pek sorgulamadığı, hastaların konuşmakta güçlük çektiği konulardır. Lütfen cinsel yan etkiler olduğunda doktorunuzla açıkça konuşun.
Fenotiazinler ve diğer nöroleptikler libido azalması, erkeklerde ereksiyon ve ejakülasyonu, kadınlarda orgazmı inhibe eder.
Thioridazine gibi düşük potanslılar, haloperidol gibi yüksek potanslıların ortalama dozlarında yaptığından daha çok seksüel inhibisyona yol açarlar.

Deri ve göz komplikasyonları
Antidepresanların fotosensitivite yaptığını düşünenler vardır. Antidepresanlar yama tarzında eritromatöz deri döküntülerine yol açabilir.
Trisiklikler antikolinerjik etkileri nedeniyle pupil dilatasyonuna ve akkomodasyon bozukluğuna bağlı olarak bulanık görme ve ışığa duyarlılığa yol açarlar. Dar açılı glokomu olanlar antikolinerjik etkisi en az olan ilaçlarla tedavi edilmelidir ve antiparkinson ilaçlardan sakınılmalıdır.
Tinnitus siklik antidepresanlarla seyrek olarak görülür, kendiliğinden veya doz azaltılmasıyla geçer.
Fenotiazinler derinin ışığa duyarlılığı arttırır ve bu nedenle kısa süreli de olsa güneşte kalındığında ciddi yanığa neden olabilir. Klorpromazinde en sık olarak görülür. Bu ilaçların metabolitleri uzun süre vücutta kaldığı için fotosensisitivite ilaç kesildikten sonra aylar boyunca devam edebilir.
Yüksek doz fenotiazinler özellikle klorpromazine deride ve konjuktivada pigmentasyona yol açabilir. Thioridazine pigmenter retinopati yapabilir.

Antidepresan ilaçların uyku üzerine etkileri
Psikiyatride kullanılan ilaçların en sık şikayet edilen yan etkilerinden birisi fazla uyku yapmasıdır. Her ilaç aynı düzeyde uykuya neden olmaz. Uyku ile ilgili yan etkilere bir kaç ay içinde tolerans gelişebilir ama maalesef bazı hastalarımızda uyku hali uzun süren bir problem olabilir. Doktorunuzla tartışarak daha az uyku veren ilaçları kullanmanız olasıdır. Yürümeyle başlayıp koşuyla geliştireceğiniz düzenli spor yapmanız; ne kadar uykunuz olursa olsun sabahları belirli bir saatte uyanmaya çalışmanız; yağlı ve fazla acılı besinlerden uzak durmanız; taze meyve sebzeyi daha ağırlıklı olarak tüketmeniz; dikkatinizi dağıtabileceğiniz hobiler faydalı olacaktır. Uyku veren ilaçların akşam saatlerinde alınması sorunu giderebilir.
Gündüz uyku hali genellikle geçici bir durumdur. Bu durumda araba kullanmak ya da tehlikeli aletlerin kullanımından sakınılmalıdır.
Yeni antidepresan ilaçların bir kısmı uykusuzluk yapabilirler. Bu ilaçların gündüz saatlerinde alınması daha iyi olur.

Vajinal kuruluk
Cinsel uyarılma sonucu vajinadaki kayganlaştırıcı salgıların miktarı her kadın için farklıdır. Islaklık dışarıdan gözlemlenemeyebilir. Elbette ıslaklık cinsel birleşmeden duyulan hazzı etkileyecektir. Hormonlarla ilgili sorunlar ve menapoz vajinal kuruluğa neden olabilir. İlişkideki gerginlik ve cinsellikle ilgili çatışmalar da uyarılmanın düzeyini azaltacak ve vajinal kuruluğa neden olacaktır.
Prolactin hormonunun seviyesindeki artış vajinal kuruluk ve irritasyona neden olur. Trichomoniasis vaginalis enfeksiyonunun serum prolactin seviyelerinin arttığına dair bir bilgi mevcut. Vajinal enfeksiyon da irritasyon nedenidir. Psikotrop ilaçların bir kısmı vajinal kuruluk nedeni olabilir. Durum buysa ikinci bir ilaçla prolactin seviyelerini düşürmek yerine antipsikotik ilaç tedavisinin gözden geçirilmesi düşünülebilir. Prolactin seviyesindeki yükselme libido azalmasına ve cinsel fonksiyon bozukluklarına neden olabilmektedir.

Duygusal umursamazlık
Duygusal umursamazlık antidepresan kullanımında görülebilen bir yan etkidir. Özellikle stres verici yaşam olaylarının yoğun ve süregen olduğu durumlarda bu yan etki biraz da istenilen bir durum olabilmektedir.

Nöroleptik malin sendrom
Kas katılığı, hipertimi, bilinç değişikliği, otonomik disfonksiyonla seyreder. Birden fazla nöroleptiğin birlikte kullanılmasının NMS olasılığını arttırdığı düşünülmektedir. Yüksek veya düşük etkili nöroleptikler NMS yapabilirler. Depo ve yüksek etkili nöroleptiklerin NMS yaptıklarına dair veri yoktur. Yüksek dozda yüksek etkili nöroleptikler, özellikle IM veya hızlı doz yükseltimiyle kullanıldıklarında riskin daha fazla olduğu söylenilmektedir. Yazar ortalama dozlarla da NMS gelişebileceğini, oral olarak yavaş titrasyonla kullanıldığında daha düşük ihtimalle gelişeceğini söylemektedir.
Tıbbi hastalık, nörolojik bozukluk, dehidratasyon olan ve fiziksel durumu kötü olanlarda daha kolaylıkla NMS geçirebilirler. Erkeklerde daha çoktur. Genç veya yaşlı olanlarda daha çok olduğuna dair veri yoktur. Şizofrenik olmayanlar daha yatkındır.
Bazı hastalar nöroleptik tedavinin ilk kez kullanılmasından sonra da NMS geliştirebilirler. NMS gelişmesine yol açan ilaçla tekrar tedaviye başlanıldığında NMS gelişmeyebilir.
İnhalasyon anestetikleri sonucu gelişen malin hipertermi, letal katatoni, seratonin sendromu ve NMS dopaminerjik nörotransmisyonunda bozulma ve dopaminerjik, kolinerjik ve serotoninerjik fonksiyonlar arasındaki dengesizlik sonucudurlar.
NMS
Serotonin sendromu
Mental durum
Dazed (yarı şuursuz) mutizm
Konfüzyon, oryantasyon bozukluğu, mani
Hipertermi
Orta-belirgin
Orta-belirgin
Otonomik disfonksiyon
+
+
Taşikardi
+
+
Labil kan basıncı
+
+
Diaforez
+
+
Tremor
+
+
İnkontinans
+
0
Sialore
+
0
Üşüme
0
+
Huzursuzluk
0
+
Ekstrapiramidal etkiler
+
0
Myoklonus
0
+
Hiperrefleksi
0
+
Ataksi
0
+
Lökositoz
+
0
CPK yükselmesi
+
0
Kas katılığı
+
0
NMS’de kurşun boru sertliği, akinezi, katatoni, ateş vardır. Bilinç durumu uyanıklıktan stupor ve komaya kadar değişebilir. Taşikardi, labil kan basıncı veya hipertansiyon, belirgin diaforez, dispne, sialore ve inkontinansla seyreden belirgin otonomik disfonksiyon vardır. Aspirasyon pnömonisine yol açabilen disfaji sıklıkla bulunur. Diskinezi NMS’deki motor fonksiyon bozuklukları içinde sıklıkla bulunur.
CPK’nın yükselmemesi ve lökositozun olmaması NMS’i dışlamaz.
EEG’de yaygın metabolik enselopati bulgusu vardır.
Nöroleptik kullanımından 1 ila birkaç ay sonra gelişebilir.
NMS gelişen pekçok hastada antipsikotikle birlikte Lityum kullanılmıştır.
İlaçlar kesildikten sonra NMS semptomları 5-10 gün daha devam eder.
NMS’de ölüm sebebi solunum veya böbrek yetmezliği veya kardiovasküler bozuklukluğudur.
Erken teşhis ve ilaçların kesilmesi önemlidir. Şüphe edilip ilaç kesildiğinde olabilecek en kötü şey psikozun tedavisi gecikir. Katatoniyle karıştırılıp ilaç dozu yükseltilirse ölümle sonuçlanabilir.

↑ Sayfa Başı
Antipsikotik İlaçlar Hakkında
Antipsikotiklerin uzun süreli kullanımı
Antipsikotik ilaçların uzun süre kullanımları sonucunda tardiv diskinezi adı verilen bir hareket bozukluğu gelişebilmektedir. Gelişebilmektedir diyorum çünkü her hastada görülmediği gibi her ilaçla da aynı ölçüde görülmez.
Risperdal kullanan hastalarda klasik antipsikotik ilaçlara göre daha az olmakla birlikte tardiv diskinezi görülebilmektedir.
Antipsikotik (Nöreleptik) ilaçlar nasıl etki ediyor?
Tam olarak anlaşılamamış olmakla birlikte beyinde dopamin reseptörlerini bloke ederek etki ettikleri genel olarak kabul edilmektedir. Beyinde orta beyin, limbik sistem ve temporo- frontal kortekste bulunan D2 tipi dopaminerjik reseptörleri bloke ederek antipsikotik etkilerini gösterdikleri düşünülmektedir. Antipsikotikler mesolimbik, mezokortikal, nigrostriatal ve tubuloinfindübüler yolaklarda etki etmektedir. Antipsikotik etkileri mezolimbik ve mezokortikal yolaklar ile ilişkili iken, nigrostriatal yolaktaki etkileri ekstrapiramidal sistem yan etkilerinden, tubuloinfundübüler yolaktaki etkileri prolaktin salınımının artmasına bağlı yan etkilerden sorumludur. Hipotalamus üzerindeki etkilerine bağlı olarak büyüme hormonu salınımını da inhibe edebilirler. Yan etkilere yol açma ile antipsikotik etkileri arasında doğrusal bir ilişki olmadığı söylenebilir. Eşit ölçüde antipsikotik etki gösteren antipsikotik ilaçların yan etkileri farklı düzeylerde olabilir. Özellikle düşük potanslı antipsikotikler antikolinerjik, antihistaminik ve antimuskarinik etkilerine bağlı olarak posturel hipotansiyon, sedasyon, kilo alımı yol açarlar. Uzun süreli kullanımı sonunda oluşan denervasyon süpersensitivitesi denilen bir hiperaktivite tardiv diskineziden sorumludur.
Antipsikotiklerin pozitif semptomları giderici etkisinin özellikle beynin limbik bölgelerindeki (nükleus accumbens, hippocampus, entorhinal cortex, ve frontal lob) hiperdopaminerjik durumu engelliyerek meydana geldiği düşünülmektedir. Klasik antipsikotikler aynı zamanda striatum (kaudat nukleus ve putamen) daki D2 resöptörlerini de bloke ederler ve ekstrapiramidal sistem (EPS) bulgularına yol açarlar. Atipiklerin EPS yan etkileri azdır. Antipsikotiklerin fare modellerindeki şartlı cevapları ve apomorfinle oluşturulan hiperaktiviteyi inhibe edici etkileriyle insanlardaki antipsikotik etkilerin bağlantılı olduğu düşünülmektedir. Oral stereotipileri engelleyici etkileri ve katelepsiye yol açmaları striatal dopamin blokajı ile ilişkili görülmekte ve insanlardaki EPS yan etkilere yatkınlığı gösterdiğine inanılmaktadır. (Current Psychiatric Therapy 545)
↑ Sayfa Başı
Psikiyatride kullanılan ilaçların bağımlılık yapar mı?
Psikiyatrik hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaçların bağımlılık yaptıkları şeklindeki yaygın düşünce yanlıştır. Bazı ilaçlar bağımlılık yaparlar. Bağımlılık yapan ilaçlar psikiyatristler tarafından gerektiğinde ve gerektiği sürede kullanılırlar. Bütün ilaçlarda olduğu gibi psikiyatride kullanılan ilaçlarında doktor tavsiyesi dışında kullanılmaları sakıncalıdır. Iyi geliyor diyerek rasgele ilaç kullanılması ne kadar sakıncalıysa, bağımlılık yapar kaygısıyla ilaçların kullanılmaması o kadar sakıncalıdır.
↑ Sayfa Başı
İlaçlar nasıl üretilir?
İlaçların nasıl üretildiği sorusunun cevabı bence ilaçlarla ilgili ön yargıların düzeltilmesi açısından önemlidir. Öncelikle, bitkisel kökenli olsun olmasın ilaçlar, kimyasal maddelerdir. Bazıları çok basit bir tuz yapısında, bir çoğu ise karmaşık yapıda kimyasal maddelerdir. Bir kimyasal maddenin ilaç formuna dönüşmeden önce birçok aşamadan geçmesi gereklidir. İlk aşama kimyasal maddenin bir ilaç olarak işe yarayıp yaramayacağının tahmin edilmesi ve molekülün oluşturulmasıdır. Tedavi edilecek hastalığın nasıl oluştuğunu konusundaki hipotezler, daha önce bu hastalıkta işe yaradığı gösterilmiş olan diğer moleküllere bakılarak bu tahmin yürütülür. Daha sonra bu molekül hayvanlardaki hastalık modelleri üzerinde denenir. Bu aşamada hem etkinliği hem de potansiyel yan etkileri konusunda fikir sahibi olunur. İnsanlara uygulama aşamasında ilaç tamemen sağlıklı gönüllü insanlara son derece kontrollü olarak verilerek güvenli olup olmadığı ve hangi dozda alınabileceğine bakılır. Bir sonraki aşamada araştırmanın risklerinin anlatıldığı hasta grubunda ilaç araştırılır. Eğer daha önceden kısmen de olsa etkili olmuş bir ilaç varsa bu ilaçla karşılaştırılarak yeni molekülün ne kadar etkili olduğu ve yan etkilerinin neler olduğuna bakılır. Bir ilacın laboratuvardan eczaneye kadar bütün bu aşamalardan geçmesi ortalama olarak 12 yılı bulur ve milyonlarca dolar harcanır. Beş bin kimyasal molekülten yalnızca beş tanesi klinik öncesi deneme aşamalarını yani insanlarda denenmeden önceki aşamaları geçerek insanlarda deneme aşamasına gelebilir. İnsanlarda kullanılan bu 5 kimyasaldan yalnızca biri bu aşamayı da geçerek eczanede satılabilir bir ilaç haline gelir. Araştırmalar bu noktadan sonra da devam eder. Bir ilaç uyku bozukluğuna iyi gelebilir ama depresyona iyi gelip gelmediğinin araştırılması ayrı bir aşamadır. Depresyonda iyi olan bir ilaç örneğin obsesif kompulsif bozuklukta da faydalı mıdır, bu yeni araştırmalarla incelenir. Bir ilacın kısa dönemde etkili olması uzun süre kullanıldığında etkisinin devam edeceği anlamına gelmez. Uzun süreli etkinlik, nükslerin tekrarlarına engel olup olmadığı, uzun süre kullanımda yan etkilerinin ortaya çıkıp çıkmayacağı, özel durumlarda örneğin hamilelerde, çocuklarda, yaşlılarda kullanımı, başka ilaçlarla birlikte kullanımı gibi birçok konu ile ilgili bilgiler ilaç piyasaya çıktıktan sonraki araştırma ve deneyimlerle belirlenir. Bilim adamları ve araştırma yapan hekimler bir ilaçla ilgili deneyim ve araştırmalarını bilimsel dergilerde yayınlarlar. Bilimsel dergiler bu yayınları titiz bir şekilde inceleyerek bilgilerin ne kadar titizlikle ve bilimsel metoda uygun olarak hazırlandığına karar verirler ve bu bilgileri ancak daha sonra yayınlarlar.
Görüldüğü üzere bir hekimin reçeteye 2 dakika içinde yazdığı bir ilacın uzun bir hikayesi vardır aslında. Hekimin bir ilaçla ilgili deneyimi de bu süreçlere eklenince reçete yazmak bilimsel bir iş olmanın yanı sıra hekimin tecrübe ve sezgileriyle adeta bir sanata dönüşür. Bazı tedavi tekniklerinin her şeye yarayan mucizeler gibi pazarlanması tamamen yanlıştır. Bu tedavi tekniğinin sizin rahatsızlığınız için özellikle araştırılıp araştırılmadığıdır önemli olan. Baş ağrısına iyi gelen bir tedavi depresyona da uygulanırsa bu tıbbi bir yanlıştır. Tedavilerin geliştirilmesinin çok titiz ve dikkatli çalışmalarla mümkün olduğu unutulmamalıdır. Eğer bir tedavi tekniği "en etkili", "en iyi", "yüzde yüz başarılı", "mucizevi bir tedavi bulundu", "birçok hastalıkta etkili" gibi abartılı bir şekilde tanıtılıyorsa şüpheyle ele alınmalıdır. Kendilerinde ya da yakınlarında kronik rahatsızlıkları olanlar çaresizlikle "denemekten ne çıkar", "ya doğruysa" diyerek bu reklamlardan etkilenebiliyorlar. Tedavinin yan etkisi olmasa bile, etkisiz olması hastanın çaresizlik duygusunu arttırabilir ve tedavilere olan güvenini sarsabilir, en iyi ihtimalle doğru tedaviyi geciktirir.
↑ Sayfa Başı
Antidepresan dışı ilaçların depresyon tedavisinde kullanımı
Nervium, Xanax gibi anksiyolik (sakinleştirici) ilaçlar başlangıçta fazla sıkıntısı olan hastalarda antidepresanlarla birlikte reçete edebilirler. Bu ilaçlar rahatlatsa da antidepresan olmadıkları unutulmamalıdır. Hızlı bir rahatlama sağladıkları için bazı hastalar asıl ilaç olan antidepresanı kesip bu ilaçları tek başına kullanma eğiliminde olabilirler. Yeşil reçeteyle satılan bu tür ilaçların uzun süre kulllanımında etkilerinin azalacağı ve bağımlılık yapabilecekleri unutulmamalı ve mutlaka doktorunuzun kontorolünde kullanılıp, uygun biçimde kesilmelidirler.
Amfetamin benzeri psikostimulan (uyarıcı) ilaçlar etkili antidepresan olmamalarına karşın tıbbi hastalığı olan bazı hastalarda antidepresan tedavi için kullanılabilmektedirler.
Lityum tuzu özellikle bipolar bozukluktaki depresyonda antidepresanla birlikte kullanılır. Bipolar bozukluk olmasa da tek başına antidepresanın yeterli olmadığı durumlarda yardımcı tedavi olarak antidepresanla birlikte kullanılabilir. Lityumun kan düzeylerine bakılarak kullanılan bir ilaç olduğu ve sıkıntı halinde fazladan alınabilecek bir ilaç olmadığı kesinlikle unutulmamalıdır. Fazladan alınan bir doz bile gereksiz yan etkilere neden olabilir. Buluntı, kusma, ishal, titreme, çok su içme çok idrara çıkma gibi yan etkiler görüldüğünde hemen doktorunuza başvurmalı ve kan düzeyine baktırılmalıdır. Önceden tiroid, kalp, böbrek hastalığı, epilepsi gibi bir durum varsa mutlaka doktorunuza belirtin. Bu durumlarda lityumun kullanılması sakıncalı olabilir.
Tekrarlayan depresyonlarda valproat (Depakin), lamotirijin (Lamictal) ve yeni kuşak antipsikotik ilaçlar da depresyon tedavisinde kullanılabilecek ilaçlardandır.
↑ Sayfa Başı
Tedavi ne kadar sürdürülmeli?
Tedavinin başlangıcında yeterli doza ulaşıldıktan sonra, antidepresan etkinin ortaya çıkması için ortalama olarak 4 haftalık bir sürenin geçmesi gereklidir. Bu süre içinde hiç bir etki elde edilemezse doz ayarlaması yapılabilir, başka bir ilaç eklenebilir ya da yeni bir ilaçla değiştirilir.
İyileşme sağlandıktan sonra, tedavinin ne kadar sürdürüleceği her hasta için ayrı ayrı verilmesi gereken bir karardır. Genellikle tek bir depresif ataktan sonra tedaviye yanıt alınan ilaçlarla tedavi 6 ay sürdürülür. Ancak bazen bu 6 ay süresi yanlış anlaşılabiliyor. Bazı hastalar ilk görüşmede bu ilacı 6 ay içeceksin denildiğinde, fayda görmedikleri halde ilacı altı ay sürdürebiliyorlar. Doğru olan tedaviden fayda görüp görülmediğinin belirlendikten sonra sürdürüm tedavisine geçmektir. Bazen tedavinin ilk ayında uyku ve sıkıntı için eklenen ilaçlar kesilerek asıl antidepresan tedavi kesilmeden sürdürülür. Bu nedenle doktorunuzun önerdiği kontrol sürelerine riayet etmenizde fayda var.
Eğer depresyon birden fazla tekrarladıysa, çok ağır bir ataksa, ailede bipolar bozukluk ya da depresyon öyküsü varsa, doktorunuz kontrol sürelerini ve ilacın kullanım süresini değiştirebilir. Bu nedenle 6 ay süresini çok kesin bir kural gibi almamakta fayda var.
Hastalar iyileştikten sonra artık tedaviye gerek kalmadığını düşünerek ilacı kesme eğilimindedir. İlacın erken kesilmesi belirtilerin hemen tekrarlamasına neden olabilir bu nedenle kaçınılmalıdır.
Bazı ilaçların vücudun uyum sağlaması için diğerlerine göre daha yavaş kesilmesi gerekir. Bazı hastalar gün aşırı bir tane alarak ilacı kesmeye çalışırlar. Bu uygulama her ilaç için uygun olmayabilir. Hızlı kesmeye çalışıp çekilme belirtileri yaşayan hasta yanlışlıkla hastalığın tekrarladığını düşünüp ilaca gereksiz bir psikolojik bağımlılık geliştirebilir. Özellikle bipolar bozukluğu olan hastalar, tekrarlayan ağır depresyonu olan hastalar, kronik depresyonu olan hastalar ve belirli bir yaştan sonraki hastaların ilacı hayat boyu kullanmaları gerekebilir.
Saydığımız birçok nedenle ilacı kesme kararını psikiyatristinizle birlikte vermelisiniz.
↑ Sayfa Başı